Mersin’in Akdeniz’e Açılan Görkemli Kapısı: Hz. Mikdat (Muğdat) Camii
Bazı şehirler vardır, sembolleriyle yaşar. İstanbul’u Sultanahmet’siz, Ankara’yı Kocatepe’siniz, Adana’yı o nehrin kenarına kurulan Sabancı Merkez Camii’siz düşünemezsiniz. Akdeniz’in şahsına münhasır, palmiyeli, maviyle yeşilin iç içe geçtiği o güzel kenti Mersin’e yolunuz düştüğünde de gözleriniz ister istemez ufuk çizgisinde devasa bir siluet arar. İşte tam o anda, sahil şeridinin hemen arkasından göğe doğru yükselen altı muazzam minaresiyle sizi selamlayan bir yapı çıkar karşınıza: Yerel halkın diliyle Muğdat Camii, resmi adıyla ise Hz. Mikdat Camii.
Burası sadece taştan, betondan, kubbeden ibaret kuru bir mimari yapı değil şef. Burası Mersin’in modern yüzünün, Akdeniz’le kurduğu o derin bağın ve kentin sosyal hafızasının tam merkez üssü. Eğer hazırsanız, içimizden geldiği gibi, sanki o avluda güvercinlere yem atıp Akdeniz’in esintisini yüzümüze vuruyormuş gibi samimi, derin ve insan dokunuşlu bir kültür turuna çıkalım.
Muğdat İsminin Arkasındaki Gizem: Hz. Mikdat Kimdir?
Yazıya baÅŸlamadan önce, ÅŸehir dışından gelenlerin kafasını sıkça karıştıran o küçük dil sürçmesine ve ismin hikayesine bir açıklık getirelim. Tabelaya bakarsınız “Hz. Mikdat” yazar, minibüse binersiniz muavin “MuÄŸdat’ta inecek var mı?” diye bağırır. Aslında ikisi de aynı kapıya çıkar.
Cami, adını İslam tarihinin en önemli ÅŸahsiyetlerinden biri olan, Hz. Muhammed’in sadık sahabesi Mikdâd bin Esved’den (MuÄŸdat bin Esved) alır. İnanca ve tarihi rivayetlere göre, Hz. Mikdat’ın makamı ya da onunla iliÅŸkilendirilen tarihi bir iz bu bölgede bulunmaktadır. Mersin halkı yüzyıllar boyunca bu ismi o kadar benimsemiÅŸ, o kadar kendi diline uydurmuÅŸ ki, zamanla “Mikdat” kelimesi halk arasında o sıcacık Tarsus-Mersin aÄŸzıyla “MuÄŸdat” halini almış. Yani bugün kime sorarsanız sorun, size bu görkemli yapıyı “MuÄŸdat” diye anlatacaktır. İsimdeki bu samimi dönüşüm bile, yapının kentin ruhuna nasıl iÅŸlediÄŸinin en büyük kanıtı.
Balıkçı Kasabasından Altı Minareli Dev yapıya: Muğdat’ın Hikayesi
Mersin, Anadolu’nun pek çok kadim kenti gibi bin yıllık taş binalarla dolu bir şehir değil. Burası aslında 19. yüzyılda limanın kurulmasıyla küllerinden doğan, hızla büyüyen genç ve dinamik bir kent. İşte Muğdat Camii de bu hızlı büyümenin, kentin modernleşen vizyonunun bir sembolü olarak doğmuş.
Caminin yapım hikayesi 1980’li yılların sonuna dayanıyor. O dönemlerde Mersin hızla göç alıyor, büyüyor ve sahil ÅŸeridi geniÅŸliyordu. Kentin kalbi sayılan YeniÅŸehir bölgesinde, hem inanç turizmini sırtlayacak hem de kentin anıtsal eksikliÄŸini giderecek devasa bir yapıya ihtiyaç duyuldu. Tam 1988 yılında temelleri atılan bu muazzam yapı, yıllar süren titiz bir çalışmanın ve Mersin halkının büyük dayanışmasının ardından parça parça tamamlanarak bugünkü görkemli halini aldı.
Muğdat Camii’ni Türkiye genelinde bu kadar özel ve tekil kılan şey ise minare sayısıdır şef. Biliyorsunuz, Türkiye’de altı minareli cami denince akla ilk olarak İstanbul’daki tarihi Sultanahmet Camii gelir. İşte Muğdat Camii, Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye’de inşa edilen ikinci altı minareli cami olma unvanını gururla taşır. Bu özellik bile, Mersin’in o dönem bu projeye ne kadar büyük bir iddia ve vizyonla yaklaştığını açıkça ortaya koyuyor.